Mbl Eğitim Akademi ve Danışmanlık - Kobi Danışmanlığı - Performans Danışmanlığı - Eğitim Danışmanlığı - Kurum içi Eğitimler - Etkinlik Eğitimleri - Kişisel Gelişim Eğitimleri - Liderlik Eğitimleri - Çağrı Merkezi Eğitimleri - Yabancı Dil Eğitimleri

Minimalizm

Hz. İsmail bir gün ellerini açıp Allah'a yakarmaya başlar; 

- 'Rabbim bana verdiğin rızıklar o kadar fazla ki hesabını verememekten korkarım. Allah'ım sen benim rızıkımı azalt'. diye dua eder. 

Hz. İsmail'in duası o kadar samimi gelir ki Allah c.c bu duanın kabul edilmesi için Cebraili görevlendirir ve Hz İsmail'e yapması gerekenleri anlatmasını ister. Duanın kabulü için Hz İsmail'den eline bir ekmek alarak yolda yürürken bunu yemesi istenir. Hz İsmail kendisine buyrulduğu üzere eline bir ekmek alır ve yolda yürürken ekmeği yemeye başlar. Ekmek kırıntıları yere düşmesin diye boynuna bir örtü bağlamıştır. Ekmek bittiğinde örtüdeki kırıntıları da alır ve onları da yer. Günler günleri kovarlarken her geçen gün Hz İsmail'in rızıkı biraz daha artar ve gün geçtikçe biraz daha zenginleşir. Hz İsmail bu duruma içerlenir ve tekrar Rabbine ellerini açarak yakaramaya başlar. 

-Allah'ım ben nasıl bir hata işledim, ne günahım var ki benim dualarımı kabul etmediğin gibi her geçen gün yükümü daha da ağırlaştırarak daha fazla nimetler verirsin. Eğer fark etmeden ya da bilmeden işlediğim bir günahım bulunuyorsa tövbe istiğfar ederim. Diyerek Rabbine yakarmaya başlar. 

Allah c.c  bu yakarışlar esnasında Cebraili göndererek, Hz İsmail'e şöyle de; 

- 'Senin rızıkını azaltman için israfa sürüklenmen gerekirdi. Sen en ufak bir ekmek kırıntısına bile özen göstererek rızıkı en çok hak edenler arasında girdin.' 

2015 kasım ayı istatistiğine göre Türkiye'de günlük ortalama 5 milyon ekmek çöpe atılıyor. evet yanlış duymadınız ve geri kalan yiyecekleri düşünecek olursak, israf boyutu hakkında bir fikrimiz olur diye düşünüyorum. Atılan her meyve bir hayvanın daha yaşamasını, her buğday tanesi bir başağın daha baş vermesini engellemektedir. 

İşte bu yüzden minimalizmi sadece müzik ve sanatta değil, yaşantımızın tamamında uygulamanın gerektiğini düşünüyorum. Biliyorsunuz ki minimalizm; sadeliği ve nesnelliği ön plana çıkaran bir anlayıştır. Eğer minimalist bir yaşamı kendimize düstur edinebilirsek, dünyanın ömrünü biraz daha uzatabiliriz. 

Hayatın her alanında bu yaşam tarzını belirlemek mümkün. Yediğimiz, içtiğimiz,giydiğimiz şeylerle başlayabiliriz.  Mesela giydiğimiz her kıyafet, ham madde olarak doğadan kopuyor. Tabi giyilecek hale gelene kadar enerji ve iş gücü tüketimi de gerekmekte. Biz bu konuda ne kadar sade bir gardolaba sahip olursak o kadar ham madde ve enerji tasarrufu yapmış oluruz.  

Bunun yanı sıra; en ufak hasar ve kusurda bir ürünün yenisini almak yerine tamirini ve onarımını yaptırmak önemli bir ham madde ve enerji tasarrufu sağlayacaktır. En son hangi kıyafetinizi dikip tekrar giydiniz bir düşünün bakalım. Evimizi bir eşya mezarlığı haline getirmek yerine daha fazla yaşam alanları oluşturmak ve odamızı eşyalar ile değil anılarla doldurmak hem dünya ömrünü hem de sevgimizin ömrünü uzatacaktır. 

Tüm bunlar tabi ki sadece bizim tüketim çılgınlığımızdan kaynaklanmıyor. Her ürünün yenisini fazlasını almamız için bin bir türlü yola başvuran üreticiler. Şunu çok net bilmeliler ki biz doğayı yeyip bitirdiğimizde ellerinde bize satacak bir ürün o ürünü üretecek bir ham madde, o ham maddeyi işleyecek bir enerji olmayacak! 

Az yiyelim,az giyelim,az tüketelim karşılığında  çok gezelim, çok sevelim, çok mutlu olalım... 

Oktay KENDİRCİ